Tarih yazmak, Tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa,değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”M.Kemal ATATÜRK
Yükleniyor...

17 Ekim 2010 Pazar

Arif Nihat ASYA ve EDİRNE....



Arif Nihat asya…ve Edirne….

Edirne Kasidesi…

Dünyanın en güzel minareleri
Ve kubbelerin en ulusu gelir;
Türk'ün Trakya'da tapusu gelir.
Mihrabında bir teravi kılmaya
Denizler ardından yolcusu gelir.
Bilsen ki bağrında kanar bir yara
Yarasını sarmak arzusu gelir.
Mahya olmak için Sultan Selim'e
Göklerden yıldızlar ordusu gelir.
Kubbeler menekşe, şerefeler gül...
Mermerlerinden çiğdem kokusu gelir.

Yazık ki yıkılmış Karaağaç'tan
Bugün, artık, ağıt kokusu gelir!
Edirne'ye 'mahzun Edirne' sözü
Şimdi sözlerin en doğrusu gelir.
'Şu köprü, köprümdür... geçeyim!' dersin...
Önüne yabanın namlusu gelir.
Şimalde bahçene çıkmak istesen
Yolunu bekleyen bir pusu gelir
Ve hıyanetlerin kuyusu gelir.
'Nerdesin ey tarih?' desen, gözüne
Serdengeçtilerin koşusu gelir.
'Hani torunum?' der şehit ruhları;
Sana bir imtihan kaygusu gelir...
Cevap verememek korkusu gelir..



Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 tarihinde Çatalca’nın İnceğiz köyünde, Ziver Efendi ile Zehra Hanımın ilk ve tek çocuğu olarak dünyaya gelir. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara’da vefat eder..
Arif Nihat Asya Edirne Lisesinde de görev yapar ama annesi rahatsızdır ve Edirne'nin iklimine alışamazlar ve İstanbul'a dönerler..
Arif Nihat Asya , tarihe giderken ecdadımız için önemli olan ve mazimizin şekillenmesinde payları bulunan şehirlere özellikle eğilir, onlardaki ihtişamı gözler önüne sermeye çalışır. Onun şiirlerinde Edirne’nin ayrı bir yeri vardır. “Osmanlı’ya payitahtlık eden bu serhat şehri, Arif Nihat’ın şiirlerinde İstanbul ve Konya’dan sonra ismi en çok geçen üçüncü şehir Edirne’dir.
Şâirin, geniş bir perspektiften baktığı Edirne, tarihî geçmişi ve güzellikleriyle gururunu okşamış, zaman zaman da yüreğini burkmuştur. Çünkü orada hem Selimiye gibi bir sanat harikası başta olmak üzere görkemli bir miras vardır, hem de ‘dün’ ile ‘bugün’ arasındaki tezat, hayli rahatsız edicidir. Bu rahatsızlığı derinden hisseden Arif Nihat, Edirne’yi anlattığı şiirlerinde bunu ortaya koyan bir üslûp seçmiştir.
“Edirne Kasîdesi”nde Osmanlı’ya bir dönem başkentlik yapmış olan ve büyük medeniyetin tohumlarının atıldığı, ‘kubbelerin en ulusunun bulunduğu, “Türk’ün Trakya’da tapusu” olan, dünün ihtişamlı, bugünün ‘mahzun Edirne’sini anlatmıştır.
Bu şiirde şâir, zaman zaman ecdadın hatıralarıyla coşarken, zaman zaman da bir torun olarak şehit ruhlarına, halihazır sebebiyle cevap verememenin sıkıntısını çeker. Şiirde, Edirne’nin Osmanlı için öneminin yanında, Edirne’nin şahsında Osmanlı’nın ihtişamlı günlerine telmihler yapılarak, bu şehirdeki ecdadın yapmış olduğu başta Selimiye olmak üzere binlerce eserin bugünkü mahzunluğu anlatılır. Değişen şartlar ve değerler nazarlara sunulur. Türk edebiyatında değişen tarihî durumları bu kadar güzel, bu kadar tesirli ve bu kadar gerçekçi anlatan çok az şiir vardır:
Lâkin o, hiçbir zaman mazinin muhteşemliği ile anın hâli pürmelâli karşısında kendini sorgulamaktan kurtulamamış; bu dünyada ve ülkesinde kendini devamlı misafir gibi hissetmiştir: Artık ne sefer var, ne zafer tâlibiyim Mademki, şu hür ülkelerin sahibiyim. Lâkin, bana söyleyin çocuklar: kendi Yurdumda neden, böyle, misafir gibiyim. Kendini “öz yurdunda garip” hissedenler gibi garip hisseden şâir, en sevilen şiirini yazdığı bir günde (Bayrak şiirini 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluş günü vesilesiyle yazmıştır.) 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara’da vefat eder. Tabutu çok sevdiği al bayrağa sarılarak, Ezanımdan alışıp tekbîre, Buldunuz mutluluk imanımla… Vatan ettim sizi ey topraklar, Beş vakit damgalayıp alnımla! diyerek şiirler yazdığı ‘vatan’ topraklarına defnedilir (8 Ocak 1975). Şimdi o, Ankara Yenimahalle Karşıyaka Mezarlığı’nda medfundur….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder